"Tamam mısın?" diye sorduk. "Evet" dediler.
Kampüslerde binlerce gençle bir arada oluyoruz. Aktivasyonlarda, etkinliklerde, sohbetlerde. Çoğu zaman her şey normal görünüyor: gülen yüzler, dolu programlar, sosyal medyada paylaşılan başarı hikâyeleri.
Ama biraz daha yakından bakınca farklı bir tablo çıkıyor ortaya.
Bitik ama bunun neden olduğunu bilmeyen öğrenciler. Mezun olmadan önce yorulmuş hissedenler. "Kariyer kaygım yok" diyenler değil, tam tersi — geleceği çok fazla düşündüğü için şimdiye odaklanamıyanlar. Ve hepsinin ortak bir cümlesi var: "Sanırım normaldir, herkes böyledir."
Değil.
Rakamlar Ne Diyor?
Bu sadece bir his değil. Veriler de aynı şeyi söylüyor.
Deloitte'in 44 ülkede 23.000'den fazla kişiyle gerçekleştirdiği 2025 araştırmasına göre Z kuşağının yüzde 36'sı sürekli ya da çoğu zaman bitkin hissediyor; yüzde 42'si ise tükenmişlik nedeniyle en iyi performansını sergileyemiyor.
Z kuşağı için ruh sağlığı, yaşam pahalılığından sonra en önemli toplumsal sorun olarak öne çıkıyor. Ve Z kuşağının yüzde 47'si ruh sağlığını "orta" ya da "kötü" olarak değerlendiriyor.
Türkiye özelinde de tablo farklı değil. Araştırmalar, Türkiye'deki Z kuşağı öğrencilerinin önceki kuşaklara kıyasla daha yüksek bir gelecek kaygısı taşıdığını ve önemsiz hissettirildiklerini düşündüklerini ortaya koyuyor.
Bu rakamlar bir istisnanın değil, bir neslin fotoğrafı.
Tükenmişlik Neden Bu Kadar Yayıldı?
Tükenmişlik deyince akla genellikle "çok çalışmak" gelir. Ama Z kuşağının yaşadığı bundan daha karmaşık.
1. Belirsizlik yorgunluğu
Pandemi yıllarında eğitime başlayanlar ya da o süreçte kritik dönemlerini geçirenler için normal bir üniversite deneyimi hiçbir zaman tam anlamıyla mümkün olmadı. Üstüne ekonomik belirsizlik, iş piyasasına dair kaygılar, yapay zekanın her şeyi değiştireceğine dair haberler eklendi. Geleceği planlamak giderek zorlaşıyor — çünkü neyin değişip neyin kalmayacağı belirsiz.
2. Kıyaslama baskısı
Sosyal medya, Z kuşağına sürekli "başkalarının başarısını" gösteriyor. Staj alan, sertifika biriktiren, konferanslarda konuşan akranlar. Bu görüntü motive edici olabilir — ama çoğu zaman değil. Çoğu zaman "Ben neden bu kadar gerideyim?" sorusuna dönüşüyor. Araştırmalar, gençlerin çok para kazanmaktan çok sevecekleri bir iş yapmak istediklerini gösteriyor. Ama sistem onlara başkalarıyla rekabet etmelerini söylüyor. Bu çelişki, sessiz bir tükenmeyi besliyor.
3. "İyi görünme" zorunluluğu
Z kuşağı ruh sağlığı konusunda önceki kuşaklardan çok daha açık. Ama aynı zamanda sosyal medyada "iyi görünme" baskısı da en yüksek bu kuşakta. İkisi bir arada olunca ortaya ilginç bir durum çıkıyor: farkındalık var, ama dile getirme hâlâ zor. Araştırmalara göre Z kuşağının yaklaşık üçte biri, stres ya da ruh sağlığı sorunlarını dile getirirse yöneticilerinin kendilerine karşı ayrımcı davranabileceğinden endişe ediyor. Bu çalışma hayatı için geçerli — ama aynı dinamik kampüste de işliyor.
Tükenmişlik mi, Tembellik mi?
Bunu sormak gerekiyor çünkü hem gençler hem de çevrelerindeki yetişkinler bu ayrımı yapmakta zorlanıyor.
Tükenmişlik, bir motivasyon eksikliği değil. Aşırı talep karşısında kaynakların tükenmesidir. Tembel olan kişi hiç başlamamıştır; tükenmiş olan kişi çok uzun süre çok fazla şey yapmış, bir noktada duvarla çarpmıştır.
Belirtileri farklı görünür: Başlamak isteyip başlayamamak. Her şeyi ertelemek ama suçluluk duymak. Uyumak ama dinlenememek. Başarılı görünmek ama boş hissetmek.
Eğer bu cümleler tanıdık geliyorsa, büyük ihtimalle tükenmişlikten söz ediyoruz.
Ne Yapabilirsin?
Tükenmişliğin tek bir çözümü yok. Ama birkaç somut adım var.
Yeniden yüklenme döngüsü kur. Sadece "mola ver" demiyoruz. Beyni gerçekten dinlendiren aktiviteler — ekrandan uzak zaman, fiziksel hareket, bir arkadaşla yüz yüze sohbet — sistematik hale getir. Haftada bir değil, her gün.
"Yapılacaklar" listeni küçült. Beyin aşırı yüklenince verimliliği düşürmez, tamamen durdurur. Öncelik listesini üçe indir. Üç şeyi iyi yap, on şeyi yarım bırakma.
Karşılaştırmayı fark et, durdur. Sosyal medyada başkasının başarısını görünce içinde ne oluyor? Bunu fark etmek bile büyük bir adım. Başkasının öne çıkan anlarını, senin sahne arkandaki anlarınla kıyaslıyorsun — bu hiçbir zaman adil bir karşılaştırma değil.
Destek istemekten çekinme. Üniversitelerin psikolojik danışmanlık merkezleri tam da bu durumlar için var. Profesyonel destek almak zayıflık değil, bilinçli bir tercih.
Badi'den Bir Not
Gençlerle çalışıyoruz. Ve en çok dikkatimizi çeken şey şu: en başarılı görünen öğrenciler bile zaman zaman en çok yorulan öğrenciler oluyor. Başarı ve tükenme bir arada olabiliyor — bu ikisi birbirini dışlamıyor.
Bu yazıyı yazmamızın sebebi bir sorun tespit etmek değil. Sebebi şu: kampüste "iyi misin?" sorusuna verilen "evet"in her zaman gerçeği yansıtmadığını biliyoruz. Ve bazen sadece birinin "biliyorum, zor" demesi yeterli oluyor.
Zor. Ama geçici.