Sabah alarmı çalar. Telefonu açarsın. Bildirimler, haberler, birinin tatil fotoğrafları, diğerinin iş teklifi paylaşımı. Daha yataktan kalkmadan yorgunsun.
Sonra biri sorar: "Nasılsın?"
"İyiyim."
Refleks. Düşünmeden çıkıyor. Ama son zamanlarda bu "iyiyim"in arkasında ne var diye sordun mu kendine?
Aslında çoğumuz "iyi" değiliz
Bunu sadece biz söylemiyoruz. Lancet'te yayımlanan küresel bir araştırmaya göre ruh sağlığı sorunu yaşayan insan sayısı son 30 yılda neredeyse ikiye katlanmış. Ve bu tablonun en ağır yaşandığı grup: 15-19 yaş arası. DSÖ'ye göre dünyada her 7 gençten 1'i bir ruhsal sağlık sorunuyla yaşıyor.
Türkiye'ye bakınca da durum farklı değil. 2011'de gençlerin yüzde 70'e yakını kendini mutlu hissediyormuş. 2020'de bu oran yüzde 47'ye düşmüş. Biraz toparlandı ama hâlâ eski seviyenin çok gerisindeyiz.
Bu rakamları "vay be" deyip geçmek kolay. Ama bir düşün: Etrafında kaç kişi gerçekten iyi olduğunu söyleyebilir?
Neden bu kadar zorlanıyoruz?
Şöyle bir günün olduğunu düşün:
Sabah uyandın, Instagram'da birisi staj aldığı şirketi paylaşmış. Sen daha CV'ni güncelleyemedin. LinkedIn'de yaşıtın "thrilled to announce" yazıyor. TikTok'ta herkes ya bir şey üretiyor ya para kazanıyor ya da "5'te kalkan başarılı olur" diyor.
Bir yandan ders var. Bir yandan kira, faturalar. Bir yandan aile beklentileri. Bir yandan "acaba doğru bölümü mü seçtim" sorusu.
Ve bütün bunları yaşarken, hepsini aynı anda çözmüş gibi görünmen bekleniyor.
Yorulmamak imkânsız.
Ekonomik baskı gerçek. Enflasyon, kira, geçim derdi — bunlar artık sadece ailelerin değil, 20'li yaşlarındaki insanların da günlük kaygısı. "Yarın ne olacak" belirsizliği sürekli arka planda çalışıyor.
Sosyal medya yardım etmiyor. Herkesle bağlantıda hissediyoruz ama garip bir şekilde daha yalnızız. Araştırmalar yoğun sosyal medya kullanımının yüz yüze ilişkileri zayıflattığını, sürekli karşılaştırmanın ise kaygıyı doğrudan beslediğini gösteriyor. Herkesin "highlight reel"iyle kendi "behind the scenes"ini karşılaştırıyorsun — bu oyunu kimse kazanamaz.
Mükemmeliyetçilik tuzağı. Her şeyi aynı anda yapmalıyım, her alanda başarılı olmalıyım, üstelik mutlu da görünmeliyim. Bu baskı dışarıdan geldiği kadar içeriden de geliyor. Ve bir yerden sonra insanı kilitliyor.
"Herkes aynı şeyleri yaşıyor, neden ben dayanamıyorum?"
Bu cümleyi kafanda en az bir kere kurduysan: Sen de, bunu düşünen milyonlarca kişiden birisin.
Dayanıklılık yarışı diye bir şey yok. Herkesin kapasitesi, geçmişi, koşulları farklı. Senin "çok" dediğin şey bir başkası için "az" olabilir — tersi de geçerli. Bunun bir ölçüsü yok ve olmamalı.
Asıl sorun, zorlandığını kabul etmenin hâlâ "zayıflık" gibi görülmesi. "Psikolog mu? O kadar da değilim" düşüncesi çok yaygın. Ama DSÖ'nün verisi çok net: Ruh sağlığı sorunlarının yarısı 14 yaş civarında başlıyor ve çoğu fark edilmiyor. Ne kadar erken farkına varılırsa, o kadar kolay yönetiliyor.
Yardım istemek zayıflık değil. Kendini ciddiye almak.
Peki ne yapabiliriz?
"5 adımda mutlu ol" listesi yapmayacağız. Çünkü öyle çalışmıyor. Ama bazı şeyler gerçekten fark yaratıyor:
Birisiyle konuş. Terapi şart değil (ama harikadır). Güvendiğin bir arkadaşa, aile üyesine, hocana — birine "aslında pek iyi değilim" demek bile rahatlatıcı olabiliyor. Sorunun adını koymak, çözümün ilk adımı.
Telefonunla ilişkini sorgula. Tamamen bırak demiyoruz. Ama bildirim kapatmak, yatmadan önce telefonu başka odaya bırakmak, "scroll etme" sürenin farkında olmak — bunlar küçük ama etkili adımlar.
Hareket et. Spor salonu aboneliği şart değil. 20 dakika yürüyüş, bir podcast eşliğinde parkta tur atmak bile anksiyete üzerinde ölçülmüş bir etkiye sahip.
Kendine izin ver. Her gün üretken olmak zorunda değilsin. Her hafta sonu sosyalleşmek zorunda değilsin. Bazen "bugün hiçbir şey yapmadım ve sorun değil" demek, yapabileceğin en sağlıklı şey.
Profesyonel destek korkutmasın. Çoğu üniversitenin ücretsiz psikolojik danışmanlık merkezi var. Toplum sağlığı merkezleri de erişilebilir seçenekler arasında. Online terapi platformları da giderek yaygınlaşıyor.
Son bir şey
Bu yazı sana "şunu yap düzelirsin" demek için yazılmadı. Sadece şunu bilmeni istiyoruz: Eğer son zamanlarda kendini sürekli yorgun, kaygılı, motivasyonsuz veya "boşlukta" hissediyorsan — bu senin hatan değil. Ve yalnız değilsin.
Birbirimize "gerçekten nasılsın?" diye sormaya devam edelim. Ve cevap "pek iyi değilim" olduğunda, bunu duyabilecek kadar orada olalım.
Destek almak istersen:
ALO 182 — Sosyal Destek Hattı (7/24)
Sağlık Bakanlığı ALO 113 — Sabım Hattı